Soğanın Mucize Faydaları

Gribe Karşı Kivi
Uzmanlar, bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi için, vitamin deposu kivinin bolca tüketilmesini öneriyor.

Dondurucu soğuklar, gribal enfeksiyonları da beraberinde getiriyor. Hastaneler, soğuk algınlığı şikayetiyle başvuranlarla dolu. Uzmanlar, soğuk algınlığından korunmak için, bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi gerektiğini belirtiyor. Kivi içerdiği C vitaminiyle işte tam bu noktada öne çıkıyor.

Rize Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Arif Yılmaz kivinin faydalarını şöyle anlatıyor: “Hazmı kolay bir meyve, yedikten sonra sindirim sistemini zorlamıyor. İkincisi de ihtiva ettiği vitamin ve minerallerin yüksek düzeyde oluşu. Kivi soğuk kış günleri için gerekli bir C vitamini deposudur. E vitamini ihtiva eder. Özellikle küçük yaşlardaki çocuklar ve kadınlar için gerekli kalsiyum yönünden zengin bir meyvedir. Kalsiyum dışında magnezyum ve fosfor yönünden de kivi tam bir mineral deposudur” dedi.

Dr. Jonathan M. Hodgson başkanlığındaki ekibin yaptığı, sonuçları Archives of Internal Medicine dergisinde yayımlanan araştırmada, 35 ile 75 yaş arasındaki, tansiyon değerleri normal denekler kullanıldı.

Deneklere önce dört hafta boyunca her gün üç fincan çay içirildi. Dört haftanın ardından deneklerin yarısı aynı miktarda çay içmeye devam ederken, diğer yarıya, tat ve kafein miktarı açısından aynı olan placebo çay verildi.

Gerçek çay içenlerde üç ay sonra sistolik basıncın (büyük tansiyon) 2,7 mmHg, altı ay sonra 2 mmHg düştüğü görüldü. Diastolik basınçta (küçük tansiyon) ise üç ay sonra 2,3 mmHg ve altı ay sonra 2,1 mmHg azalma tespit edildi.

kaynak:trthaber

Cevizin kalp ve damar sağlığı için yararlı olduğu yeni bir araştırmayla daha kanıtlandı. İspanyol uzmanlar tarafından yapılan araştırmaya göre, öğünler sonunda yenen belli miktarda ceviz, yağlı besinlerin damarlara verdiği zararı önlüyor.

Amerikan Kardiyoloji Üniversitesi’nin dergisinde yayımlanan araştırmada, 24 kişiye bir hafta boyunca yağ oranı yüksek salam ve peynir içeren öğünler verildi.

Araştırmaya katılanların yarısına öğün sonlarında 5 çay kaşığı zeytinyağı, diğerlerineyse 8 adet ceviz verildi. Yapılan testler, hem zeytinyağı hem de cevizin yağlı besinlerin damara verdiği zararı azalttığını gösterdi.

Araştırma ayrıca cevizin damarların esnekliğini de koruduğunu ortaya koydu. Cevizin bu özelliğiyle, damar sağlığı için zeytinyağından da faydalı olduğu vurgulandı.

Yağlı besinlerin yol açtığı damar sertliği, felç ve kalp hastalıklarının temel nedenleri arasında gösteriliyor.

alıntı

Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Reha Artan, bebeklerde ek besine en erken 4, en geç 6 ay arasında başlanması gerektiğini belirterek, anne sütünü tamamlayıcı en iyi ek besinin sütle yapılmış tarhana çorbası olduğunu bildirdi.
Prof. Dr. Artan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bebeklerde anne sütünü tamamlayıcı ek besinlerle ilgili bilgilerin güncellendiğini anlattı. Artan, anne sütünün sayısız faydası olduğunu, 1-1,5 yıl anne sütü ile beslenmeye devam edilmesi gerektiğini vurguladı. Yakın zamana kadar “Ek besinlere ne kadar geç başlanırsa o kadar iyi olur“ düşüncesinin hakim olduğuna dikkati çeken Artan, tüm yararlarına rağmen 6. aydan sonra anne sütünün besinsel değerinin bebeğin gereksinimlerinin gerisinde kaldığına işaret etti.
Prof. Dr. Artan, “Günümüzdeki çalışmaların sonuçları çok net bir şekilde bize göstermektedir ki anne sütüyle beslenmeye tamamlayıcı ek besinlere en erken 4 aylıkken, en geç de 6 aylıkken başlamak gerekiyor“ dedi.
Ek besinlerin bu sürelerde yavaş yavaş beslenmeye girmesinin zorunluluk olduğunu vurgulayan Artan, bebeğin bağışıklık belleği ve toleransı ile bağışıklık sisteminin yabancı besinlere hoşgörü kazanabilmesi için bu yaş döneminin kritik önem kazandığını söyledi.

-En iyi ek besin tarhana-

Bebeklik çağındaki tamamlayıcı beslenme çözümlerinde ev yapımı sebze çorbalarının çok önemli olduğuna işaret eden Artan, kadınların patates, pirinç, mercimek, kabak, havuç ve maydanozu bir tencerede kaynatarak süzgeçten geçirdiklerini ve ezerek bebeğin sevebileceği kıvama getirdiklerini anlattı. Zeytinyağı ile zenginleştirilen bu çorbaya alternatif olarak tavuk suyu ve yoğurt çorbalarının da verildiğine işaret eden Artan, bebeklerde tamamlayıcı en iyi ek besinin tarhana çorbası olduğunu vurguladı.
Artan, tarhananın içindeki vitamin ve minerallerin oldukça önemli olduğunu, bazı aminoasitleri dengeli olarak içerdiğini, özellikle B vitamini yönünden zengin olduğunu, kalsiyum, demir ve çinko bulundurduğunu kaydetti.
Tarhananın yapımında bölgelere göre küçük farklılıklar bulunduğuna işaret eden Artan, “Bu farklılıkları gidererek tarhanayı bir bebek besini haline getirmenin yolu, tarhanayı sütle pişirmekten geçiyor. Su yerine sütle yapılan tarhana, besinsel değeri oldukça yüksek, yeterli ve ideal bebek ek besinidir“ dedi.
Tarhananın içindeki vitamin ve minerallerin yeterli olduğunu ve ekstra tuz eklememesi gerektiğini dile getiren Artan, “Sütle pişirilen tarhana anneler için hazırlaması kolay ve ekonomik bir çözüm. Mümkünse tarhanayı 6. aydan sonra süt ile pişirerek vermemiz gerekiyor“ diye konuştu.
Kuru tarhananın 100 gramında 1,3 gram protein olduğunu ve sütle pişirildiğinde mükemmel bir protein içeriğine sahip olduğunu anlatan Artan, 200 mililitre süte 2 kaşık tarhana ile bebek için gerekli çorbanın hazırlanabileceğini söyledi. Artan, süt olmadığı durumlarda tavuk ya da et suyu ile yapılacak tarhana çorbasının da bebek için çok önemli bir ek besin kaynağı olduğunu kaydetti.

-“Meyve püreleri gereksiz“-

Önceki yıllarda tahıllar ya da süt gibi besin kaynaklarına olabildiğince geç başlamasının daha sağlıklı olduğunun düşünüldüğünü dile getiren Artan, “Örneğin bebek irmik, un çorbası, bisküvi gibi tahıllı besinlerle ne kadar geç karşılaşırlarsa ileride tahıl alerjisi, çölyak, tip1 diyabet gibi hastalıklara yakalanma oranının da o kadar az olacağı düşünülüyordu“ dedi.
Buna karşın artık annelere tahıllarla tanışmayı 6,5 aydan daha ileriye bırakmamalarını tavsiye ettiklerini ifade eden Artan, bebek beslenmesinde tamamlayıcı olarak en çok tercih edilen meyve pürelerinin ise çok faydalı olmadığına dikkati çekti.
Meyve suları ve meyve pürelerinin gerekli besinsel değere sahip olmadığını vurgulayan Artan, sebze çorbaları, yoğurt ve muhallebinin gönül rahatlığıyla başlanabilecek ek besin çözümleri olduğunu kaydetti.

alıntı

Diş çürümesi ve oral enfeksiyonlara karşı etkilidir. Çiğ olarak çiğnendiğinde 2-3 dakika içerisinde ağızdaki bakteri ve mikropların ölmesini sağlar.

Soğan kan sulandırıcı etkisiyle kardiyovasküler hastalıklardan kişiyi korur.

Bal ve zeytinyağı ile karıştırılarak uygulandığında soğan suyu sivilcelerden kurtulmanızı sağlar.

Bir kaşık soğan ve zencefil suyunun cinsel isteği arttırdığı bilinmektedir.

Kanser gibi tedavisi zor olan hastalıklarda sorunlu hücrelerin gelişimini engelleyerek korunma sağlar.

Kokusu beğenilmese de soğan görüldüğü üzere mucizevi bir besin maddesidir. Ayrıca yemeğe tadını veren de soğandır. Ağlatırken sağlık veren soğanı yemeklerinizden eksik etmemenizi öneririz.

Grip, astım, bakteri enfeksiyonları, solunum yolları problemleri, anjin ve öksürük gibi pek çok hastalığa iyi gelir.

İştah açıcı olarak da kullanılır.

kaynak:milliyet

Bebeklere Ek Besin Tarhana

Gribe Karşı Kivi
Uzmanlar, bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi için, vitamin deposu kivinin bolca tüketilmesini öneriyor.

Dondurucu soğuklar, gribal enfeksiyonları da beraberinde getiriyor. Hastaneler, soğuk algınlığı şikayetiyle başvuranlarla dolu. Uzmanlar, soğuk algınlığından korunmak için, bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi gerektiğini belirtiyor. Kivi içerdiği C vitaminiyle işte tam bu noktada öne çıkıyor.

Rize Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Arif Yılmaz kivinin faydalarını şöyle anlatıyor: “Hazmı kolay bir meyve, yedikten sonra sindirim sistemini zorlamıyor. İkincisi de ihtiva ettiği vitamin ve minerallerin yüksek düzeyde oluşu. Kivi soğuk kış günleri için gerekli bir C vitamini deposudur. E vitamini ihtiva eder. Özellikle küçük yaşlardaki çocuklar ve kadınlar için gerekli kalsiyum yönünden zengin bir meyvedir. Kalsiyum dışında magnezyum ve fosfor yönünden de kivi tam bir mineral deposudur” dedi.

Dr. Jonathan M. Hodgson başkanlığındaki ekibin yaptığı, sonuçları Archives of Internal Medicine dergisinde yayımlanan araştırmada, 35 ile 75 yaş arasındaki, tansiyon değerleri normal denekler kullanıldı.

Deneklere önce dört hafta boyunca her gün üç fincan çay içirildi. Dört haftanın ardından deneklerin yarısı aynı miktarda çay içmeye devam ederken, diğer yarıya, tat ve kafein miktarı açısından aynı olan placebo çay verildi.

Gerçek çay içenlerde üç ay sonra sistolik basıncın (büyük tansiyon) 2,7 mmHg, altı ay sonra 2 mmHg düştüğü görüldü. Diastolik basınçta (küçük tansiyon) ise üç ay sonra 2,3 mmHg ve altı ay sonra 2,1 mmHg azalma tespit edildi.

kaynak:trthaber

Cevizin kalp ve damar sağlığı için yararlı olduğu yeni bir araştırmayla daha kanıtlandı. İspanyol uzmanlar tarafından yapılan araştırmaya göre, öğünler sonunda yenen belli miktarda ceviz, yağlı besinlerin damarlara verdiği zararı önlüyor.

Amerikan Kardiyoloji Üniversitesi’nin dergisinde yayımlanan araştırmada, 24 kişiye bir hafta boyunca yağ oranı yüksek salam ve peynir içeren öğünler verildi.

Araştırmaya katılanların yarısına öğün sonlarında 5 çay kaşığı zeytinyağı, diğerlerineyse 8 adet ceviz verildi. Yapılan testler, hem zeytinyağı hem de cevizin yağlı besinlerin damara verdiği zararı azalttığını gösterdi.

Araştırma ayrıca cevizin damarların esnekliğini de koruduğunu ortaya koydu. Cevizin bu özelliğiyle, damar sağlığı için zeytinyağından da faydalı olduğu vurgulandı.

Yağlı besinlerin yol açtığı damar sertliği, felç ve kalp hastalıklarının temel nedenleri arasında gösteriliyor.

alıntı

Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Reha Artan, bebeklerde ek besine en erken 4, en geç 6 ay arasında başlanması gerektiğini belirterek, anne sütünü tamamlayıcı en iyi ek besinin sütle yapılmış tarhana çorbası olduğunu bildirdi.
Prof. Dr. Artan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bebeklerde anne sütünü tamamlayıcı ek besinlerle ilgili bilgilerin güncellendiğini anlattı. Artan, anne sütünün sayısız faydası olduğunu, 1-1,5 yıl anne sütü ile beslenmeye devam edilmesi gerektiğini vurguladı. Yakın zamana kadar “Ek besinlere ne kadar geç başlanırsa o kadar iyi olur“ düşüncesinin hakim olduğuna dikkati çeken Artan, tüm yararlarına rağmen 6. aydan sonra anne sütünün besinsel değerinin bebeğin gereksinimlerinin gerisinde kaldığına işaret etti.
Prof. Dr. Artan, “Günümüzdeki çalışmaların sonuçları çok net bir şekilde bize göstermektedir ki anne sütüyle beslenmeye tamamlayıcı ek besinlere en erken 4 aylıkken, en geç de 6 aylıkken başlamak gerekiyor“ dedi.
Ek besinlerin bu sürelerde yavaş yavaş beslenmeye girmesinin zorunluluk olduğunu vurgulayan Artan, bebeğin bağışıklık belleği ve toleransı ile bağışıklık sisteminin yabancı besinlere hoşgörü kazanabilmesi için bu yaş döneminin kritik önem kazandığını söyledi.

-En iyi ek besin tarhana-

Bebeklik çağındaki tamamlayıcı beslenme çözümlerinde ev yapımı sebze çorbalarının çok önemli olduğuna işaret eden Artan, kadınların patates, pirinç, mercimek, kabak, havuç ve maydanozu bir tencerede kaynatarak süzgeçten geçirdiklerini ve ezerek bebeğin sevebileceği kıvama getirdiklerini anlattı. Zeytinyağı ile zenginleştirilen bu çorbaya alternatif olarak tavuk suyu ve yoğurt çorbalarının da verildiğine işaret eden Artan, bebeklerde tamamlayıcı en iyi ek besinin tarhana çorbası olduğunu vurguladı.
Artan, tarhananın içindeki vitamin ve minerallerin oldukça önemli olduğunu, bazı aminoasitleri dengeli olarak içerdiğini, özellikle B vitamini yönünden zengin olduğunu, kalsiyum, demir ve çinko bulundurduğunu kaydetti.
Tarhananın yapımında bölgelere göre küçük farklılıklar bulunduğuna işaret eden Artan, “Bu farklılıkları gidererek tarhanayı bir bebek besini haline getirmenin yolu, tarhanayı sütle pişirmekten geçiyor. Su yerine sütle yapılan tarhana, besinsel değeri oldukça yüksek, yeterli ve ideal bebek ek besinidir“ dedi.
Tarhananın içindeki vitamin ve minerallerin yeterli olduğunu ve ekstra tuz eklememesi gerektiğini dile getiren Artan, “Sütle pişirilen tarhana anneler için hazırlaması kolay ve ekonomik bir çözüm. Mümkünse tarhanayı 6. aydan sonra süt ile pişirerek vermemiz gerekiyor“ diye konuştu.
Kuru tarhananın 100 gramında 1,3 gram protein olduğunu ve sütle pişirildiğinde mükemmel bir protein içeriğine sahip olduğunu anlatan Artan, 200 mililitre süte 2 kaşık tarhana ile bebek için gerekli çorbanın hazırlanabileceğini söyledi. Artan, süt olmadığı durumlarda tavuk ya da et suyu ile yapılacak tarhana çorbasının da bebek için çok önemli bir ek besin kaynağı olduğunu kaydetti.

-“Meyve püreleri gereksiz“-

Önceki yıllarda tahıllar ya da süt gibi besin kaynaklarına olabildiğince geç başlamasının daha sağlıklı olduğunun düşünüldüğünü dile getiren Artan, “Örneğin bebek irmik, un çorbası, bisküvi gibi tahıllı besinlerle ne kadar geç karşılaşırlarsa ileride tahıl alerjisi, çölyak, tip1 diyabet gibi hastalıklara yakalanma oranının da o kadar az olacağı düşünülüyordu“ dedi.
Buna karşın artık annelere tahıllarla tanışmayı 6,5 aydan daha ileriye bırakmamalarını tavsiye ettiklerini ifade eden Artan, bebek beslenmesinde tamamlayıcı olarak en çok tercih edilen meyve pürelerinin ise çok faydalı olmadığına dikkati çekti.
Meyve suları ve meyve pürelerinin gerekli besinsel değere sahip olmadığını vurgulayan Artan, sebze çorbaları, yoğurt ve muhallebinin gönül rahatlığıyla başlanabilecek ek besin çözümleri olduğunu kaydetti.

alıntı

Damarları Koruyan Ceviz

Gribe Karşı Kivi
Uzmanlar, bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi için, vitamin deposu kivinin bolca tüketilmesini öneriyor.

Dondurucu soğuklar, gribal enfeksiyonları da beraberinde getiriyor. Hastaneler, soğuk algınlığı şikayetiyle başvuranlarla dolu. Uzmanlar, soğuk algınlığından korunmak için, bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi gerektiğini belirtiyor. Kivi içerdiği C vitaminiyle işte tam bu noktada öne çıkıyor.

Rize Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Arif Yılmaz kivinin faydalarını şöyle anlatıyor: “Hazmı kolay bir meyve, yedikten sonra sindirim sistemini zorlamıyor. İkincisi de ihtiva ettiği vitamin ve minerallerin yüksek düzeyde oluşu. Kivi soğuk kış günleri için gerekli bir C vitamini deposudur. E vitamini ihtiva eder. Özellikle küçük yaşlardaki çocuklar ve kadınlar için gerekli kalsiyum yönünden zengin bir meyvedir. Kalsiyum dışında magnezyum ve fosfor yönünden de kivi tam bir mineral deposudur” dedi.

Dr. Jonathan M. Hodgson başkanlığındaki ekibin yaptığı, sonuçları Archives of Internal Medicine dergisinde yayımlanan araştırmada, 35 ile 75 yaş arasındaki, tansiyon değerleri normal denekler kullanıldı.

Deneklere önce dört hafta boyunca her gün üç fincan çay içirildi. Dört haftanın ardından deneklerin yarısı aynı miktarda çay içmeye devam ederken, diğer yarıya, tat ve kafein miktarı açısından aynı olan placebo çay verildi.

Gerçek çay içenlerde üç ay sonra sistolik basıncın (büyük tansiyon) 2,7 mmHg, altı ay sonra 2 mmHg düştüğü görüldü. Diastolik basınçta (küçük tansiyon) ise üç ay sonra 2,3 mmHg ve altı ay sonra 2,1 mmHg azalma tespit edildi.

kaynak:trthaber

Cevizin kalp ve damar sağlığı için yararlı olduğu yeni bir araştırmayla daha kanıtlandı. İspanyol uzmanlar tarafından yapılan araştırmaya göre, öğünler sonunda yenen belli miktarda ceviz, yağlı besinlerin damarlara verdiği zararı önlüyor.

Amerikan Kardiyoloji Üniversitesi’nin dergisinde yayımlanan araştırmada, 24 kişiye bir hafta boyunca yağ oranı yüksek salam ve peynir içeren öğünler verildi.

Araştırmaya katılanların yarısına öğün sonlarında 5 çay kaşığı zeytinyağı, diğerlerineyse 8 adet ceviz verildi. Yapılan testler, hem zeytinyağı hem de cevizin yağlı besinlerin damara verdiği zararı azalttığını gösterdi.

Araştırma ayrıca cevizin damarların esnekliğini de koruduğunu ortaya koydu. Cevizin bu özelliğiyle, damar sağlığı için zeytinyağından da faydalı olduğu vurgulandı.

Yağlı besinlerin yol açtığı damar sertliği, felç ve kalp hastalıklarının temel nedenleri arasında gösteriliyor.

alıntı

Tansiyonu Düşüren Çay

Gribe Karşı Kivi
Uzmanlar, bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi için, vitamin deposu kivinin bolca tüketilmesini öneriyor.

Dondurucu soğuklar, gribal enfeksiyonları da beraberinde getiriyor. Hastaneler, soğuk algınlığı şikayetiyle başvuranlarla dolu. Uzmanlar, soğuk algınlığından korunmak için, bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi gerektiğini belirtiyor. Kivi içerdiği C vitaminiyle işte tam bu noktada öne çıkıyor.

Rize Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Arif Yılmaz kivinin faydalarını şöyle anlatıyor: “Hazmı kolay bir meyve, yedikten sonra sindirim sistemini zorlamıyor. İkincisi de ihtiva ettiği vitamin ve minerallerin yüksek düzeyde oluşu. Kivi soğuk kış günleri için gerekli bir C vitamini deposudur. E vitamini ihtiva eder. Özellikle küçük yaşlardaki çocuklar ve kadınlar için gerekli kalsiyum yönünden zengin bir meyvedir. Kalsiyum dışında magnezyum ve fosfor yönünden de kivi tam bir mineral deposudur” dedi.

Dr. Jonathan M. Hodgson başkanlığındaki ekibin yaptığı, sonuçları Archives of Internal Medicine dergisinde yayımlanan araştırmada, 35 ile 75 yaş arasındaki, tansiyon değerleri normal denekler kullanıldı.

Deneklere önce dört hafta boyunca her gün üç fincan çay içirildi. Dört haftanın ardından deneklerin yarısı aynı miktarda çay içmeye devam ederken, diğer yarıya, tat ve kafein miktarı açısından aynı olan placebo çay verildi.

Gerçek çay içenlerde üç ay sonra sistolik basıncın (büyük tansiyon) 2,7 mmHg, altı ay sonra 2 mmHg düştüğü görüldü. Diastolik basınçta (küçük tansiyon) ise üç ay sonra 2,3 mmHg ve altı ay sonra 2,1 mmHg azalma tespit edildi.

kaynak:trthaber

Gribe Karşı Kivi

Gribe Karşı Kivi
Uzmanlar, bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi için, vitamin deposu kivinin bolca tüketilmesini öneriyor.

Dondurucu soğuklar, gribal enfeksiyonları da beraberinde getiriyor. Hastaneler, soğuk algınlığı şikayetiyle başvuranlarla dolu. Uzmanlar, soğuk algınlığından korunmak için, bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi gerektiğini belirtiyor. Kivi içerdiği C vitaminiyle işte tam bu noktada öne çıkıyor.

Rize Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Arif Yılmaz kivinin faydalarını şöyle anlatıyor: “Hazmı kolay bir meyve, yedikten sonra sindirim sistemini zorlamıyor. İkincisi de ihtiva ettiği vitamin ve minerallerin yüksek düzeyde oluşu. Kivi soğuk kış günleri için gerekli bir C vitamini deposudur. E vitamini ihtiva eder. Özellikle küçük yaşlardaki çocuklar ve kadınlar için gerekli kalsiyum yönünden zengin bir meyvedir. Kalsiyum dışında magnezyum ve fosfor yönünden de kivi tam bir mineral deposudur” dedi.

Ayvanın Sağlığa Faydaları

Ayvanın Faydaları

Dünyada en fazla ayva üretimi yapan ülkeler içinde Türkiye’nin de bulunduğunu belirten Yorulmaz, şöyle konuştu:
“Bu mevsimde her yerde oldukça ucuz fiyata ve bol miktarda ayva bulmak mümkün. Ayvanın meyvesi gibi çekirdeği ve yaprakları da işe yaramakta boya ve kozmetik sanayinde, tıpta da ilaç yapımında kullanılmaktadır. Ayva, protein, şeker, organik asit, A, B2 ve C vitamini ve demir, bakır, potasyum gibi minerallerden zengin, tohumları ise yağ ve protein içermektedir.

Ayvanın Faydaları
Ayvanın birçok rahatsızlığın giderilmesi ve korunmasında etkin olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Yorulmaz, şu bilgileri verdi.

“Ayva, çocuklarda sağlığı korur, büyüme ve gelişmeyi hızlandırır. Birçok hastalığa şifa olan ayva, kalp, akciğer, boğaz, mide, göz, bağırsak ve ağız rahatsızlıklarının tedavisinde faydalıdır. Her yaşta sinir sistemini güçlendirir, mide ve bağırsakları zararlı mikroplardan koruyarak hazımsızlık gibi sorunları önler. Cildi ve tırnakları zinde, parlak ve daha sağlıklı hale getirir.

Grip ve nezle de iyileşmeyi hızlandırır. Ayva ya da ayva suyu ishalin geçmesi için de çok faydalıdır. Meyvesi veya meyvesinden hazırlanan şurup ve komposto ishale iyi gelmektedir. Vücudun gücünü artırarak, zinde tutmaya yardımcı olarak yorgunluk ve bitkinlikten korur. Ağız kokusunu önler. İçerdiği vitamin ve minarelerle kalp ve damar hastalıklarından koruduğu, varisi önlediği ve varis tedavisine yardımcı olduğu, cinsel gücü artırdığı bildirilmektedir. Kandaki kötü kolesterolü düşürerek damar sertliğinden korur. Ayva hoşafı ağızdaki yaraların iyileşmesini hızlandırır. Tereyağında pişirilen ayva, balgamı söker, kronik öksürüğe, solunum sistemi hastalıklarına ve bronşite iyi gelmektedir.”

Ayva çiçeği ve kabuklarının da çok faydalı olduğunu bildiren Yorulmaz, “Ayva çiçeği kaynatılıp içildiğinde annelerin sütünü artırır, kalbi güçlendirir ve baş ağrısına iyi gelir. Ayva kabuklarının kaynatılıp içilmesi, idrar yolu iltihaplarında iyileşmeyi hızlandırır” dedi.

Ağızdaki yaralar, boğazdaki şişlik ve ağrı için ayvanın kendisi ya da yapraklarının kaynatılıp suyu ile gargara yapılabileceğini belirten Prof. Dr. Yorulmaz, dudak çatlamalarını önlemek ya da iyileştirmek içinde ayva çekirdeklerinin kaynatılıp dudakların bu suyla yıkanması gerektiğini söyledi.

Prof. Dr. Yorulmaz, ayva yapraklarının çay gibi demlenip içildiğinde sakinleştirdiğini ve uykusuzluğa iyi geldiğini ifade ederek, şeker içeriğinin düşük olması nedeniyle şeker hastaları tarafından da yenilebilen bir meyve olan ayvanın hem meyvesi, hem yaprağı, çiçek hatta tohumları ile son derece faydalı bir meyve olduğunu kaydetti.

kaynak:ntvmsnbc

Kanseri Yenen Çay

Kanseri Yenen Çay
Karahindiba Çayı

Kanser hastaları için umut verici çalışma, Windsor Üniversitesi Onkoloji Servisi bilimadamları ve Windsor Bölgesel Kanser Merkezi ekiplerince ortaklaşa yürütülüyor.

Konuyla ilgili bilgi veren Dr. Caroline Hamm, karahindiba kökü ekstresinin eşsiz bir bitki olduğunu belirterek, bununla tedavisinden umut kesilerek evine gönderilen 72 yaşındaki bir hastanın iyileştiğini anlattı. John DiCarlio isimli hastanın, 3 yıl süren yoğun lösemi tedavisinin ardından, yapılacak birşey kalmadığı için, kalan ömrünü ailesi ile birlikte geçirmesi için evine önderildiğini belirten Dr. Caroline Hamm, “laboratuvarda hazırlanan karahindiba ekstresini, John’un evine götürüp çay olarak hazırladık. Kendisine de nasıl hazırlayacağını öğreterek, bittikçe yenilerini verdik. 4 ay sonra kanser değerlerinde iyileşme saptadık. Aradan geçen 3 yılın ardından John, tamamen iyileşti” dedi.

Karahindiba kökü çayının, herkeste aynı etkiyi göstermediğine dikkati çeken Dr. Hamm, her hastanın ihtiyacı olan dozun belirlenmesinin önemli olduğunu ve buna yoğunlaştıklarını ifade etti. Doktor tedavisi ve kontrolü altında olan, kemoterapi ya da düzenli ilaç kullanan kanser hastalarının, doktorlarına danışmadan bu çayı kullanmamalarını isteyen Dr. Caroline Hamm, bilim heyetinin Kanada Sağlık Bakanlığına ekstre ile ilgili yasal müracaatları yaptığını, bunun kabul edilmesi halinde klinik çalışmaların en az 21 hasta üzerinde başlayacağını söyledi. Caroline Hamm, 6 ila 8 ay sürecek olan birinci aşamanın ardından, karahindiba kökü çayının hangi kanser türlerine ne oranda iyi geldiğinin belirleneceğini anlattı.

kaynak: mynet

Meyve Tüketiminin Kadınlara Faydası

Meyve Tüketiminin Kadınlara Faydası
Meyve Tüketiminin Kadınlara Faydası

Boston Üniversitesi araştırmacıları, 30’lu yaşlarındaki 23 bin siyahi kadınla yaptığı çalışmanın neticesinde, daha çok meyve yiyen ve A vitamini alan kadınlarda miyom oluşma riskinin daha az olduğunu belirtti.

Araştırmanın, miyom oluşma riski beyazlara oranla üç kat fazla olan siyahi kadınlarla yapılmasının nedeninin, yüksek risk durumunun beslenmeyle ilgisi bulunup bulunmadığını da ortaya koymak olduğu kaydedildi.

1995’ten başlayan “Siyahi Kadınların Sağlık İncelemesi” verilerinden yararlanılarak yapılan araştırma, günde 4 porsiyon meyve ya da sebze tüketen kadınlarda miyom oluşumunun günde bir porsiyon yiyenlere oranla yüzde 10 daha az olduğunu gösterdi.

Sebze ve meyve tüketimi ayrı ayrı incelendiğinde ise meyve tüketmenin miyom oluşma riskini azalttığı, ancak sebzenin bir etkisinin olmadığı tespit edildi.

Araştırmada, miyom riski ile alınan C ya da E vitamini miktarı arasında bağlantı olmadığı, ancak A vitamininin riski azaltmada etkisi olabileceği de saptandı.

Araştırmacılar, çalışmanın, beslenme şeklini değiştirmenin miyom oluşma riskini değiştirebileceğini tam olarak kanıtlamadığını, ancak ikisi arasında bazı ilişkiler olduğunu gösterdiğini vurguladı.

Rahimde gelişen iyi huylu tümörler olan miyomların büyüklüğü değişebiliyor. Kanser riski taşımayan miyomlar, bazen ağrılara sebep olabiliyor.

Çalışmanın sonuçları “American Journal of Clinical Nutrition” dergisinde yayımlandı.

kaynak:milliyet

Bebeklerde Cilt Kuruluğu

Bebeklerde Cilt Kuruluğu
Bebeklerde Cilt Kuruluğu Nedenleri
Bebeklerin Cildi Neden Kurur

Bebeklerde cildin kurumasının sebebi banyodur. Banyo yaptırdığınızda bebeğinizin tenindeki nemlendirici yağlı madde, kir ile birlikte akar gider. Peki, miniklerin cildini nemli tutmak için ne yapmak gerekir?

Bebeğinizi mümkün olduğu kadar az sürede yıkamaya özen gösterin. Banyo esnasında sıcak değil, ılık su kullanın. Yıkarken kokulu sabunlar yerine doğal olanları tercih edin.

Bebeğinizi yıkadıktan sonra hemen kurulamaya özen gösterin. Kurular kurulamaz nemlendirici uygulayın ve kıyafetlerini daha sonra giydirin.

Evinizdeki hava da bebeğinizin cildinin kurumasına neden olur. Evdeki havayı temizleyen ve nemlendiren bir filtre kullanabilirsiniz.Elbette soğuk havalarda eldiven giydirmeyi unutmayın. Aksi takdirde ellerinin kurumasına neden olacaktır.